21 Aralık 2010 Salı

ALLAH’A KÜSEN BAĞIRIKLI EMMİM


ALLAH’A KÜSEN BAĞIRIKLI EMMİM

Bir emmi’m vardı;
10 yılı çoktan aştı Hakk’ın rahmetine kavuşalı.
Ama hep, “Sağmış!” gelir bana…
Sanki hep yanımda, yanı başımda…
Çok okuduğu, bir de namazında daim olduğu için
“Sofu” derlerdi O’na…
O, “bilâveletti…!” 
Çocuksuz yani!
Çocukları yoktu, garibim Emmimlerin…!
Daha doğrusu; vardı da…
           
Tez yitirdiler zamanınca!
Rabb’im ellerinden aldı onları…
Müslüme’sine benim de aklım erer hatta…
Ne güzel, ne koruyucu, ne yol, yordam gösterici bir ablaydı bana da!
Hanımı çocuktan kesildi, hemen sonra da…!
Müslüme gittikten sonra yani…
Ama O; “Bir çocuğum olsun da isterse gâvur içinde olsun…!
İsterse selâmı dahi gelmesin!
Sadece varlığını bileyim; yeter ki olsun!” derdi.
Hatta yakınmalarıma bakar bakar;
Kızardı bana da…
“Sus bizim meymet, sus!
Sen bilmezsin!
 Aklın ermez senin” derdi.!
Bu gün çoktan takdir ediyorum; gerçekten de aklımın ermezliğini!
Hâlâ da ermediğini…!
İşte her neyse… Felek okuyor bildiğini...!
Emmi’m sözünü, hiç kimseden çekmezdi…”
Hem de hiçbirisini!
Ayrıca,
Pek bir bağırıklıcaydı da…
Hem de bir hayliceydi hani..!
Pek bir bağırırdı O ama;
“Kötülük olsun!” diye bağırmazdı asla!
İsterdi ki;
“Her iş iyi olsun! Herkes iyi olsun! Herkese iyilikler olsun!”
İstediği pek olmazdı ama…
Bağırırdı yine de…
Eh…! Huy işte…!
Huy!
Canı gitti ama huyu kaldı Emmi’min…!?
Üstelik de, benim üzerimde…!

Ve bu çocuk meselesi yaktı, kavurdu Emmi’mi…!
Hem de mekanı cennet olası hanımını.!

Çok ama çok istediler çocuğu…!!!
Bu tasayla geçirdiler ömürlerinin çoğunu…!
Bu konuyu çok ama çok önemsediler…!

Bilmem ki; “Çok mu önemliydi...?!”
Sanırım; “Kişiden kişiyle değişmeliydi…”

İstediler…
Kuma bile istediler…
Hâttâ aradılar…
Çok çok aradılar…
Lâkin bulamadılar…!
Hanımı rahmete kavuştuktan sonra da aradı…
Çok istedi evlenmeyi!
İstedi ama olmadı.
Olmadı bir türlü…
İçleri eridi…!
Tutuştu, yandı, kavruldu…
Yana yana, yaşı da kemale erdi…!
Eridi  ve erdi garibim emmi’min…!
Ve erdi garibim Emmi’m!
Ne de olsa, Kim de olsa,
Yalnız bulurdu garibim Emmi’m hep kendini!
İnsanlar bakamından yalnız ve yapayalnız…
Ve eridi;  ve erdi…

Beyler ne olur…?
Kimseyi kınamayın ne olur…?!
Ve hiçbir şey için kınamayın ne olur!
           
            ***************

Bir gün yakın akrabalarımızdan birine;
Halise’ye rastlamış,
Cami dönüşünde…!?
Belli, duygu doluymuş…!
Yoğunmuş Emmi’m kendi derdiyle…
Belli bu…! Belli her haliyle!
“Dur emmi kızı dur! demiş O’na;
“Bir diyeceğim var sana.!?”
Sarılmış yakasına..!?
Şaşarmış Halise de…!
“Efendim…!? Söyle Mustafa…” demiş!
Emmi’m de;
“Beri bak, hay emmimin kızı…!
Bilir misin sen ki!?
O Allah’a ben küsüm!” demiş…!!!???
Tutmuş, bir güzel de ağlamış…!

Aslında Halise;
Emmi’min dediklerini pek de anlamamış…
Hâttâ biraz da kınamış…!
“Hiç Allah'a küsülür mü.!?” …!
Evet; Elbet küsülür!
            Küsülür Halise Hala’m küsülür…!
            Hem de asıl O’na küsülür!
            Onula küsüşülür…!
            Her Hasbıhâl onula;
            Tüm naz ve niyaz O’na yapılır…!
            Yapmasını bilene…
Bütün bunlar…
Başa gelen her şeyler…
Birer sınavdır;
Birer sınav sorusudur kazanmasını bilene…!?
Dünyasal sıvanın sorusu!
Boş hikâye; zıvırtı onun gerisi.!

Olayı bana Halise Hanım anlattı!
Söylediği anda, gözlerimden yaşlar boşalttı…!
Gerçi O da çoktan rahmete yürüdü…!

Vay benim Emmi’m…!!!
Vay garip Emmi’m…
Vay benim kimsesiz Emmi’m…
Vay…! “Kimsesizlerin Kimsesi”;
“Cümle yaratılmışın Rabbi” ile  dost olan Emmi’m…!
Benim, “Dost’lu” Emmi’m!
O, “Kimsesizlerin Kimsesi” ile dost olan Emmi’m!
“Gerçek Dost” ile dostlaşan Emmi’m…!
Vay benim “Dost’una” küsen emmim…!
Küsken Emmi’m!
Kimselere küsmeyen, küsemeyen Emmi’m!
“Bir tek Allah’a küsen” Emmi’m!
Küsüp küsüp de, asla isyan etmeyen;
“Dosta” boyun bükmekten dönmeyen Emmi’m!
Vay benim; “inşallah cennet mekân!” Emmi’m!

Hep dua ederim Rabb’ime…;
“Sana küsecek kadar, Sen’i kendine yakın bulan Emmi’mi bağışla!” diye…
“Kendine ancak Sen’i dost edinen Emmi’mi bağışla!” derim.”
Ve Halise’yi de…”
“Dost olarak sen yetersin bize…!
Dostuna selâmımızı söyle…
Kavuştur cennetinde bizi de…
Bizi de bağışla o hâl ile hâllendiğimizde” der;
Ve ağlarım sessizce…!

        Yukarıdaki resmine bir bakın Emmi’min Allah aşkına.
        Bir bakın şu adamın duruşuna…
        Ve duruşundaki mahzuniyete…
        Daha da önemlisi; memnuniyete…
        Ve gülen o yüze; yüzdeki ziynete…
        O bükük boyuna bir de…
        İyi bakın lütfen; iyice…!
        Meğer boynunu O, hep bükermiş de…
        Ben görmezmişim; göremezmişim!

            Onu ve Onları hep ağa sandım ben, baba sandım ben, para babası…
            Nasıl da ”aptal bir adamım” ben…!
            Hâlbuki Fakir fukara takımındanmışlar.
            Amma çıkarlarını çiğnemişler… Çıkarlarına kul ve köle olmamışlar.
            Eğmemişler kimseyi ve eğilmemişler kimseye…
            Sadece Allah’a boyun kösmüşler…
            Böylece zenginleşmiş, özgürleşmiş ve ağalaşmışlar!
            Evet, ağaymış onlar… Lakin paranın ağası değil!
           
            İnşallah ben de bir ağayım…!
            Ağa olamadıysam bile, ağa çocuğuyum. 
            Ağa çocuğuyum inşallah…!
            Eyvallah, eyvallah…!
            Ve de, evvel Allah…!

“Kimsesizlerin Kimsesi”; kiminiz, kimseniz ve kimimiz, kimsemiz olsun efendim!
İnşallah dostumuz, dostunuz O olsun! Ve gerçek birer “ağa” da sizler olun, siz olun Efendim!

NOT: Bu yazı, Emmi’mi anlatmak maksadıyla yazılmış bir yazı değildir. Asıl amacımız; beyin yıkamacı, saldırgan dış ve işbirlikçi iç güçlerce değerleri yıpratılmaya çalışılan, hatta yıpratılan, yıpratılmakta olan ülke insanımıza olumlu bir-iki örnek sunabilmektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder